Bugun...



YÖRÜK ALİ EFE NEDEN MİLLİ MÜCADELENİN GİZLİ KAHRAMANI?

AYDIN SULTANHİSAR DOĞUMLU, YÖRÜK ALİ EFE KİTABININ YAZARI, TÜRK SİLAHLI KUVVETLERİ’NDE UZUN YILLAR ÇALIŞMIŞ, EMEKLİ ALBAY FATİH ÖZKURT İLE YÖRÜK ALİ EFE VE BİLİNMEYEN YÖNLERİ ÜZERİNE KONUŞTUK.

facebook-paylas
Güncelleme: 07-03-2020 22:38:27 Tarih: 06-03-2020 10:47

YÖRÜK ALİ EFE NEDEN MİLLİ MÜCADELENİN GİZLİ KAHRAMANI?

Fatih Bey Size İlk Sorum “Yörük Ali Efe Milli Mücadelenin Neden Gizli Kahramanı?
 

FATİH ÖZKURT: 1914–1918 yılları arasında devam eden Birinci Dünya Savaşı sırasında Çanakkale’de destan yazan Türk Ordusu ne yazık ki aynı başarıyı diğer cephelerde gösterememiş ve savaş sonunda müttefikleri ile birlikte mağlup kabul edilmiştir. Savaş meydanında Çanakkale Boğazı’nı geçmeyi başaramayan işgal orduları imzalanan Mondros Ateşkes Antlaşması’ndan sonra, adeta ellerini kollarını sallayarak önce Osmanlı İmparatorluğu’nun başkenti İstanbul’u, sonrasında da sözde emniyet gerekçesiyle başta İzmir olmak üzere yurdun dört bir tarafını işgal etmişlerdir.


Memleketin bu karanlık günlerinde çarenin padişah ve hükümette olmadığını anlayan Mustafa Kemal, halkı mücadeleye davet etmek üzere 19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıkmıştır. Bilindiği gibi İstanbul 13 Kasım 1918’de, İzmir 15 Mayıs 1919’da işgal edilmiştir. Mustafa Kemal’in başlattığı Kuva-yı Milliye hareketinin resmiyete kavuşması ve düzenli orduların kurularak Başkomutanlık emri ile harekete geçirilmesi ise 23 Nisan 1920’de Büyük Millet Meclisi’nin açılmasından sonra olmuştur.


İzmir’in işgalinden TBMM’nin açılmasına kadar olan süreç yaklaşık bir yıllık bir zaman dilimini kapsamaktadır. (15 Mayıs 1919-23 Nisan 1920) özellikle Batı Anadolu’da başlayan Yunan işgali açısından bu süre çok önemlidir. Orduları dağıtılmış olan Osmanlı İmparatorluğu’nun bazı vatansever subayları, işgale karşı durmaya ve emir komutayı, ellerindeki silah ve cephaneyi teslim etmemeye gayret gösterseler de; gerek işgal ordularının Anadolu’ya göndermiş oldukları kontrol subayları gerekse İstanbul Hükümeti’nin baskıları sonucunda etkisiz hale getirilmişlerdir. Milletin güvenebileceği ne ordusu ne de irade sahibi bir hükümeti vardır.


İşte bu süreçte; özellikle yıllardır hayalini kurdukları Anadolu’yu işgal için sabırsızlanan ve bir an önce Ankara’ya ulaşmayı hedefleyen Yunanlıları bir yıl boyunca engelleyen güç, Aydın ve yöresindeki efe ve zeybekler olmuştur.

 

Başlangıçta ümitsiz gibi görünen bu mücadelede; kurmuş olduğu ilk milli müfreze ile Yunan Karakolunu basan ve sonrasında Yunanlıların korkulu rüyası olarak bölgede etkinliğini kabul ettiren Yörük Ali Efe’dir.


16 Haziran 1919’da gerçekleştirdiği baskında her türlü askeri taktiği uygulayan Yörük Ali baskın öncesinde Menderes Ovasında karşılaştığı Rumlarla Sultanhisar’daki papaza haber göndererek Yunan kuvvetlerine teslim olacağını ifade ederek kendisinden şüphe duyulmamasını sağlamış ve baskının başarıya ulaşmasında bu haber önemli bir yer tutmuştur. Bu baskın sonrasında öncelikle Sultanhisar’daki Yunan müfrezesi etkisiz hala getirilmiş, sonrasında Nazilli’den düşman çıkartılmıştır. Hatta Aydın’da icra edilen ve Aydın Savaşı diye tarihe geçen muharebelerle Yunan Ordusu İzmir’e geri çekilmek zorunda kalmıştır. Bu geri çekilme sonrasında Yunanlılar Aydın bölgesinden Ankara’ya ulaşmanın mümkün olamayacağını anladıklarından asıl taarruz istikametini Manisa-Kütahya-Eskişehir- Afyon tarafına çevirmiş ve bu da Mustafa Kemal’e zaman kazandırmıştır.


Gerçekten de aklıselim olarak düşünüldüğünde, eğer Yunan işgalinin olduğu bu bölgede zeybek kültürü yerine padişahına kulluk derecesinde bağlı bir kültür egemen olsaydı Kurtuluş Savaşı ya farklı bir maceraya girecek ya da zafere çok daha uzun ve kanlı bir sürecin sonunda varılmış olacaktı.


Zaten savaş sonrasında Yunan Generali Rodas'ın, “Ege'nin zeybekleri olmasaydı, Türk nizami ordusu karşımıza çıkıncaya kadar Ankara yolunu açar, şimendifer hattının sonuna erişir, Kemalistleri kağnıya mahkûm eder, ciddi bir mücadele ordusu kurulmasına mani olurduk" sözleri, bir bakıma, Yörük Ali Efe başta olmak üzere zeybeklerin geçmişten gelen ve bağımsızlık savaşımızla noktalanan tarihsel işlevlerini işgalci güç ağzından vurgulayan sözler olarak zeybek tarihi içinde yerini almıştır.


İşte bu yüzden Yörük Ali Efe’ye ben Milli Mücadelenin Gizli Kahramanı diyorum.

 


Fatih Bey Sizinle İlk Röportajımızda Yörük Ali Efe’nin Hayatı, Kahramanlıkları, Yaşamında Bilinmeyen Yönleri Hakkında Konuştuk. Biraz da Yörük Ali Efe’nin Ölümü Ve Yörük Ali Efe Evi Ve Müzesi’nden bahsedebilir misiniz?

Yörük Ali Efe’nin Ölümü Ve Yörük Ali Efe Evi Ve Müzesi…

FATİH ÖZKURT: Yörük Ali Efe Menderes Nehri’nin sakin bir köşesi Yenipazar’da halkın ve o’nu sevenlerin arasında sade bir hayat sürerken rahatsızlanmıştır. Yörük Ali Efe’nin rahatsızlığı ve vefatı ile ilgili olarak en açıklayıcı bilgi kızı Saniye Kavas Hanımefendi’nin anlattıklarıdır:

“Babam yirmi iki sene şeker hastalığı çekti. Perhizine çok dikkat ederdi. Eti, peyniri, bütün gıda maddelerini bile tartarak yerdi. Fakat 1951 yılında hastalığı artmaya başladı. O zamana kadar Nazillili doktor Fuat Köseoğlu’nun kontrolünde yaşamıştı. Hastalığı artınca Buca’lı bir doktor olan İhsan Sabri Bey’in -soyadını hatırlamıyorum- tedavisini de yeterli görmediğinden Bursa’ya gitmeye karar verdi.

Babamı Bursa’ya Göndermek İçin Hazırlanırken hepimiz üzüntülüydük. Aynı yılın (1951) Temmuz başlarında akşam karanlığı çökerken babamız evden ayrıldı. Kardeşim Cengiz Yörük’le Bursa’ya hareket etti. Gözden kaybolduktan sonra bir baykuş acayip öttü. Baykuşun ötüşü hayra yorulmaz. Hepimiz ürperdik. Annem (Feride) bana sarıldı: “Baban Bursa’da ölür, oradan sağ gelmez” dedi.

Hüngür hüngür ağlaştık, içimize bir sıkıntı çökmüştü. Sanki biz babamdan ebediyen ayrılıyor gibiydik. Bursa’da birinci sınıf odada yattı. Bütün arzumuz sağlığına kavuşmasıydı. Ama ne çare?.. Eylül Ayında Çilingirin Mustafa ziyaretine gitmiş, fakat babam hiç konuşmamış.

Babamız bizden, biz babamızdan ayrı üç aya yakın bir zaman yaşadık. kısa bir süre sonra 23 Eylül 1951’de babamın akciğer kanaması yüzünden kurtulamadığını ve o’nu kaybettiğimizi öğrendik. Yenipazar başımıza yıkılmıştı. Sabaha doğru siyah bir araba içinde babamın naaşını getirdiler. O gün
bizim için çok elemli bir gündü, o sahne gözümün önünden gitmiyor ve o anı hiç unutamıyorum. Babamın sırtından çıkan kanlı elbiseleri senelerce sakladık.”

Yörük Ali Efe’nin 1946 yılında bir yakın dostunu kaybetmiş olmanın acısıyla merhumun oğluna yazdığı mektuptaki ifadeleri ölüm hakkındaki düşüncelerinin ne kadar maneviyatla dolu olduğunu ve acıyı paylaşırken bile olgunluğunun derecesini göstermektedir:

“Muhterem babanızın beklenilmeyen vakitsiz vefatını da Ali’den duydum. çok müteessir oldum. Allah rahmet eylesin. Geride kalanlarına daimî saadet ve uzun ömürler ihsan eylesin. Dünyaya her gelenin riayet mecburiyetinde olduğu bu kanunu ilahinin hükümlerinden hiçbirimizin kurtulamayacağı keyfiyeti bu gibi müessif vakalarda bizi bir dereceye kadar teselli eder. Mamafih su işleri gibi hayırlı vatan hizmetlerindeki muvaffakiyetleriniz, eminim ki merhumun ruhunu da şad eyler.”

Dönemin Başbakanı, hemşerisi ve silah arkadaşı Merhum Adnan Menderes Yörük Ali Efe’nin Ailesine taziye telgrafı çekmiş ve Aydın Valisi’ne cenaze törenine Devlet adına katılması için talimat vermiştir. Yörük Ali Efe’nin naaşı, vasiyeti gereği 12 Yenipazar Muslukuyu Mezarlığı’ndaki annesi Fatma Hanım’ın yanına defnedilmiştir. Ancak merhum Yörük Ali Efe’nin mezarı, Bakanlar Kurulunun 29.08.2000 tarih ve 2000/1252 sayılı kararları ile Muslukuyu Mezarlığı’ndan halen Yenipazar’da bulunan Yörük Ali Efe Müze Evi bahçesine nakledilmiştir.

Aydın-Nazilli karayolunun 35’nci km’nden 9 km içeride bulunan Yenipazar İlçesi’nde bulunan Yörük Ali Efe Müzesi 08 haziran 2001 tarihinde ziyarete açılmıştır. Bu müzede Milli Mücadele’den kalma silah, madalya vb. eşyaları, aile fotoğrafları, kütüphane ve şahsi kıyafetleri bulunmaktadır. Kültür Bakanlığı’nca Prof. Dr. Tankut Öktem’e yaptırılan Yörük Ali Efe’nin heykeli de bahçedeki yerine konuşlandırılmıştır.

 

 

Yörük Ali Efe İle İlgili Türküler, Zeybek Havaları Ve Şiirler Yazılmıştır. Bunlardan Bahsedebilir misiniz?

FATİH ÖZKURT: Tarihimizin derinliklerini dikkatli incelediğimizde Orta Asya’dan günümüze kadar vatan olarak kabullendiğimiz her toprak parçasında yaşadığımız savaşların, afetlerin veya yoklukların; edebiyatımıza sözlü ve yazılı izler bıraktığı görülmektedir. Yörük Ali Efe’nin gerek Efelik döneminde
bölge halkına yaptığı yardımlar, gerekse Milli Mücadele Dönemi’nde düşmana karşı göstermiş olduğu kahramanlıklar sadece Aydın veya Ege Bölgesi’nde duyulmakla kalmamış o’nun adeta tüm Türkiye’nin “Kahraman’ı olarak anılmasını sağlamıştır. Ölümünden sonra kahramanlıkları dilden dile dolaşırken
adına yazılan Türkü, şiir ve derlemeler bugünlere kadar gelmiştir.

 

İçinde Yörük Ali Efe’nin geçtiği birçok türkü, halen özellikle Aydın yöresinde düğünlerde, sünnetlerde ve kurtuluş günlerinde davullarla zurnalarla söylenmekte, çalınmaktadır. Aydın ve İzmir çevresinde halk dilinde söylenen çok farklı türküler bulunmaktadır.

 

Onur Akdoğu’nun Zeybeklerin Tarihi ile ilgili yapmış olduğu çok yönlü bir araştırma sonucu yazmış olduğu üç ciltlik eserinde, İçinde Yörük Ali Efe’nin isminin geçtiği türkülere de geniş yer vermiştir. Bunlardan halen en çok dillerden düşmeyen türkünün dizeleri şu şekildedir:

 

Onur Akdoğu’nun araştırmasında tespit ettiği adlarına göre Yörük Ali Efe Zeybeği içeren plaklar ve çıkarıldığı yıllar aşağıdaki gibidir;
—1932-Yörük Ali Efe/ Aydınlı Karaali Efe/ Sahibinin Sesi- AX1246.
—1932-Zeybek Oyun Havası- Yörük Ali Efe/ Recep- Cemal- Mustafa/ Sahibinin Sesi- AX1611.
—1937–1938- Yörük Ali Efe- Zeybek Şarkısı/ Zeki Duygulu/ Hamiyet Yüceses/ Odeon–270106.


Yörük Ali Efe’nin kahramanlıklarını işiten Ziya Gökalp, Malta’da sürgün bulunduğu sırada onun için bir şiir yazmıştır. Şiirin altında yazıldığı zamanı gösteren 6 Teşrinievvel 1335 (6 Ekim 1919) tarihi vardır. Şiir önce Genç Yolcular Mecmuasının 15 Ocak 1921, daha sonra Küçük Mecmuanın 30 temmuz 1922 tarihli sayılarında yayınlanmıştır.


Ey Yörük Ali Efe! Sen Bir Kahramansın,
Güneşin Dudağı Alnından Öper;
Yirmi Bir Yaşında Bir Genç Arslansın,
Baş Eğer Önünde Dağlar, Tepeler…

İzmir’e Girerken Yunan Askeri,
Çobandın, Elinden Kavalı Attın..
Düşmandan Vurarak Yüz On Neferi,
Tatlı Şarabına Zehirler Kattın…

Tunçtan Ayakların İki Hisar’da
Her Kıt’a Üstünde Bir Elin Olsun!
Göstersin Daimdir Türk Bu Diyarda
Boğaz’da Dev Kadar Heykelin Olsun!

Rahat Uyu Eşsiz Kahraman, Gözün Arkada Kalmasın, Artık Nöbet Sırası Bizdedir, Ruhun Şad Olsun…
Dr. Per. Alb. Fatih ÖZKURT

 

Sizin Birde Doktora Tezi Kitabınız Var. Gerek Konusu Gerek Kullandığınız Kaynaklar Açısından Yine Tarihte Bilinmeyen İnce Ayrıntılar Var. Bize Kısaca Bundan Bahseder misiniz?

FATİH ÖZKURT: Yörük Ali Efe kitabım tamamen belgelere dayanan bir yüksek lisans tezidir. Elazığ Fıarat Üniversitesi’nde yüksek lisan eğitimimi tamamladıktan sonra, görevim gereği tayin olduğum Konya’da Selçuk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Tarih Ana Bilim Dalı’nda 2008 yılında doktora
eğitimime başladım. Doktora tezi olarak da “Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve Askeri Tatbikat ve Manevralar” konusunda araştırma yaptım. 17 Mayıs 2013 tarihinde eğitimimi tamamlayarak tarih doktoru unvanını aldım ve 2013-2014 eğitim öğretim yılında Selçuk üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde misafir öğretim görevlisi olarak Atatürk ilkeleri ve inkılap tarihi derslerine girdim.


“Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve Askeri Tatbikat ve Manevralar” adlı doktora tezim Eylül 2017 tarihinde Genelkurmay Başkanlığı Askeri Tarih Etüt Daire Başkanlığınca basılmıştır.


Bu kitapta 1909 yılından 1938 yılına kadar Mustafa Kemal’in görev aldığı veya talimatıyla yapılan askeri tatbikat ve manevralar tamamen belgelere dayandırılarak anlatılmaktadır. 1937 yılında Söke’de icra edilen Ege Manevrası için 9 Ekim’de Nazilli’ye gelen Mustafa Kemal ATATÜRK, Nazilli Basma
Fabrikası’nın açılışını yapmıştır. Sonrasında Söke’ye geçmiştir.

 


Son Günlerde Bütün Türk Milletini Derinden Üzerek Yasa Boğan İdlib’de Şehit Olan Askerlerimiz İçin Ne Söylemek İstersiniz?

FATİH ÖZKURT: Atatürk’ün deyimiyle Zaferleri ve geçmişi insanlık tarihi ile başlayan, her zaman zaferle beraber uygarlık nurlarını taşıyan kahraman Türk ordusu! milletinin emrinde kendisine verilen her türlü görevi canı pahasına yerine getirmeye çalışmaktadır. Terörle mücadelede görev yapmış bir subay olarak; şu an Irak’ta, Suriye’de çok büyük zorluklarla görev yapan silah arkadaşlarımızdan şehitlik mertebesine ulaşan askerlerimize Allah’tan rahmet kederli ailelerine başsağlığı, gazilerimize acil şifalar dilerken, mücadeleye devam edenlere de Allah’tan güç kuvvet diliyorum.

 

 

Fatih Bey Son Olarak; Yörük Ali Efe’nin Çok İyi Bir Nişancı Olduğu, Her Attığı Hedefi Vurduğu, Gerek Kitabınızda Gerekse Halkımız Arasında Çok Anlatılıyor. Hatta Kitabınızda Yörük Ali Efe İle İtalyan Bir Nişancı Arasında Geçen Bir Olay Var. Okuyucularımız İçin Biraz Bundan Bahseder misiniz?

İTALYAN NİŞANCISI VE YÖRÜK ALİ EFE 

Subay arkadaşları arasında “Sarı Şevket”, askerler arasında “Deli Yüzbaşı” diye anılan Şevket Örs anlatıyor:


Bir gün Yörük’le Adagide yakınlarında bir subaşında dinlenirken köyünün imamı çıkageldi.
—Efem seni subay kılıklı, süslü – püslü üç gâvur görmek istiyor.
—Nerdeler?
—Deli Hüsnü’nün bahçesinde
—Ne yapacaklarmış beni görüp te?
—Tercümanların söylediğine göre, hoşuna gidecek teklifler yapacaklarmış. Efe bana döndü;
—Ne dersin Yüzbaşım, gidelim mi?
—Gidelim Efem, dedim, hiç değilse hakkımızda ne düşündüklerini, başımıza ne çoraplar örmek istediklerini öğrenmiş oluruz. Mestan Efe’yi de yanımıza alarak yola çıktık. Müfrezemiz çevresine dehşet salan bir kuvvetti artık. Gittikçe sıklaşan baskınları, amansız saldırıları ile kan kusturuyordu Yunanlılara. Bu sebeple işgal kuvvetlerince, Efemizin ayağına heyet gönderilmesinde yadırganacak hiçbir cihet yoktu. Gelgelelim ne olabilirdi bu teklifler? Efe ile ben akla gelen bütün ihtimalleri sayıp döktük.


Büyüyecek bir kurt yol boyunca içimi kemirdi durdu: Teklif getirenler öğrenim, eğitim görmüş, tecrübeli, yetişkin kişilerdi her halde, Efemiz ise vatan aşkı ile silaha sarılarak dağa çıkan tertemiz bir yörük çocuğu idi, o kadar. Başa çıkabilecek miydi bu kurtlarla acaba?

 

Uzatmayım, salık verilen bahçeye vardık. Efeyi orada bekleyenler bir İngiliz yarbayı ile İtalyan albayı ve çiçeği burnunda bir Amerikan binbaşısı idi. Yanlarında tercümanlık vazifesini görecek bir de Rum kopili vardı. Kısa bir tanışma töreninden sonra İngiliz konuya girdi:


—Sizinle bölgemizin güvenliği ile ilgili bazı hususları görüşmeğe geldik. İşgal Komutanı, ordusunun ayak bastığı yerlerde güvenliğin tam ve kâmil olarak
kurulmasını yürekten arzu etmektedir. Gelen haberlerden öğreniyoruz ki, bölge dâhilinde güvenliğin yerleşmesine müfrezenize mensup çapulcular engel olmaktadır.


Efe kaşlarını çatarak İngilizin sözünü kesti:
—Dur hele çorbacı, dur hele! Paldır küldür nereye böyle? Gerçekten benim müfrezemde her çeşit kötü insan vardı: Hırsız, katil, yankesici, dolandırıcı, sahtekâr...
Ama bugün yok. İlaç için arasan bir tane bulamazsın. O iblislerin hepsi de birer melek şimdi. Tek düşünceleri vatanlarını kurtarmak, işgal ordusu denilen o canavarlar sürüsünü topraklarımıza gömmek.
—İmkân yok buna.
—Neden?
—Çünkü kaderinizi bağladığınız üç devlet de (Almanya, Avusturya, Bulgaristan) pes ettiler. Ordunuz dağıldı. Hükümetiniz (Ateşkes) şartlarını kabul etti. Üstelik silahlarınıza da el koyduk. Haberiniz olmuştur tabii, gazeteler hep yazdı bunları.
Efe, yeni yeni ele gelmeğe başlayan bıyıklarını apaçık meydan okuma manasına gelen özentili bir davranışla burarak sordu:
—Türk milletinin de teslim olduğunu tarih yazdı mı?
Bu davranış sertleştirdi konuşmaları. İngiliz, sinirli sinirli omuzlarını silkti:
—Ne çıkar bundan? Haliniz meydanda işte: ne topunuz var, ne tüfeğiniz, ne de üç günlük cephaneniz!
—Bakındı hele!...
—Evet delikanlı, bir yanda yokluklar içinde kıvranan 3–5 yüz kişilik bir başıbozuk alayı, bir yanda en yeni silahlarla donatılmış koskoca bir ordu. Bu iki kuvvet
çarpışacak ta başıbozuk alayı üstün gelecek öyle mi? Ben böyle bir komedyayı hiçbir askerlik kitabında görmedim.

İngiliz fikrini bana da tasdik ettirmek istedi.
—Siz de görmemişsinizdir, değil mi, Yüzbaşı? Bir müfreze reisinin böyle çılgınca bir teşebbüse girişebilmesi için mutlaka bir şeye güvenmesi lazımdır. Nedir o
güvendiğiniz şey?
İngiliz yarbayı doğru konuşmuştu. Durum bütün çıplaklığı ile öyle idi. Fakat bu, daha yumuşak, daha nazik bir dille ifade edilebilirdi. Hele bir misyonla geldiğini iddia eden bu şık giyimli, bol nişanlı subaylar için böyle davranmak centilmenlikten de ileri bir medeniyet, bir insanlık vazifesiydi ama, ne çare ki, o zamanın raconu buydu. İşgal kuvvetleri bir dereceye kadar İtalyanlar hariç erleri ile subayları ile Türklere karşı hep böyle küstah, hep böyle terbiyesiz, tahrikçi ve zaman zaman saldırıcı idiler.

Efe sinirlerini oluk başında bırakmış gibiydi. İri taneli kehribar tespihini şaklatarak soruyu cevaplandırdı:
—Yanılıyorsun çorbacı, güvenilecek çok şeyimiz var bizim.
—Mesela?
—Mesela: bıçağımız var, kamamız var, baltamız, kazmamız var. Dişimiz, tırnağımız, kaya gibi imanımız var. Az şey mi bunlar? Sonra da Allah’a şükür bizde
olmayanların hepsi sizde var.
—Size ne bizdekilerden?
—Onlar kitap kavlince bizim sayılır.
—Kitap kavlinde mi?
—Evet çorbacı.
—Tuhaf şey! Daha ne cevherler yazılı bu kitapta?
—Aklın almaz ama ben yine söyleyeyim: Bir silah deposu ne zaman, nasıl basılır; nöbetçinin elinden silahı nasıl alınır; (gık!) dedirmeden canı cehenneme nasıl gönderilir; sonrada depodaki silahlar bizden tarafa nasıl kanatlandırılır... Bu cevherler hep o kitapta yazılı. Ünlü Kurmay Yörük Ali Efe’nin kitabında! Çapulcu diye bahsettiğimiz bu baskınları yapan kahramanlar olsa gerek!
Efe gittikçe açılıyor, umulmayan bir zekâ kıvraklığı ile güzel bir ders veriyordu bu zafer sarhoşlarına. Ne yazık ki bunun zamanı değildi. Pusuya düşürtülmemiz ihtimalini hesaba katarak karanlık basmadan yerimize dönmemiz gerekti. Onun için hemen söze karıştım.
—Efendiler, neye geldiniz buraya? Yaramıza tuz ekmeğe mi?

İngiliz cevap verdi:
—Hayır hayır hayır!
—O halde neye böyle konuşuyorsunuz?
—Tarafların savaş güçlerini bütün çıplaklığı ile meydana koymak için. Ta ki, yapacağımız tekliflerin Efe ve arkadaşları için ne büyük bir lütuf olduğu gereği kadar anlaşılabilsin.
Tahammülüm son haddini bulmuştu. Benzeri hallerde kendisine, daima sabır ve sükûnet tavsiye ettiğim Efe’den utanmasaydım, o anda bu apoletli çıyanı
ayaklarımın altına alıp solucan gibi ezerdim. Adam Çanakkale yenilgisini bir türlü unutmayan siniri bozuk bir milliyetçi değilse, muhakkak ki çevresine eza vermekten zevk duyan bir sadistti. O öfke ile çıkıştım İngilize:
—Bu mu sizin askeri terbiyeniz? Nerde o meşhur-u âlem centilmenliğiniz?
Gerçi şimdilik bir avuç insanız; fakat akşama-sabaha şu dağlar müfrezeler, fedailer gönüllerde dolup taşacak. O zaman...
—Yanlış anladınız Yüzbaşı…
—Teklifleriniz ne, teklifleriniz? Ne istiyorsunuz Efemizden?
İngiliz yarbayı çehresine gayet ciddi ve samimi bir ifade vermeğe çalışarak:
—Silahını bırakıp köyüne çekilmesini, dedi, böyle yaparsa şeref sözü size köyüne dokunmadıktan başka kendisine ömrü boyunca 50 altın aylık vereceğiz.
Tazminat olarak ta ayrıca 5,000 altın!

Tüylerim diken diken oldu. Yörük’e böyle bir teklifte bulunmak ona: ‘’Sen namustan, şereften yoksun, parayı görünce vatanını dahi satabilen bir alçaksın!’’
demekle birdi. O Yörük ki kısa zamanda gönüllere taht kurmuş, adaleti, Yunanlılara kan üstüne kan kusturan saldırıları ile çevrede Hazret-i Ali olarak tepkilerin en şiddetlisini göstermeğe mecburdu. Şanı, şöhreti bunu gerektiriyordu. Fakat şaşılacak şey Efe, korktuklarımdan hiçbirini yapmadıktan başka fısıl fısıl beni yatıştırmağa çalıştı:
—Gönlünü ferah tut yüzbaşım, düşmanın mındarı, sarhoşu bunlar, kızmağa değmez.
Sonra İngilize döndü:
—Şimdiye kadar Türkleri yakından tanımak fırsatını bulamamışsın galiba?
—Buldum Efe, buldum. Çanakkale harbinin başından sonuna kadar aralıksız harbettim onlarla.

—O zaman silah üstünlüğü kimdeydi? Bizde mi, siz de mi?
—Bizde.
—Hem de kıyaslanayamayacak derecede değil mi?
—Evet.
—Netice ne oldu?
—?...
—Yine öyle olacak Çorbacı, gerekirse yurdun her köşesinde bir Çanakkale yaratarak gömeceğiz sizi bu topraklara.
O zamana kadar dinlenmeyi uygun bulan babacan tavırlı İtalyan söze karıştı. Efe’nin el el üstüne koyarak dayandığı gösterişsiz tüfeği kastederek:
—Efe Cenapları, dedi, bu çakaralmaza güveniyorlar galiba. Oysaki bu silahla insan değil, deve bile vurulmaz.
Bu, budalaca bir çanak tutma idi. Efe kulağıma eğilerek ’’Şu haddini bilmezle biraz gönül eğlendireceğim, çok sıkıldım’’ dedikten sonra başladı İtalyan’la yarenlik etmeğe.
—Yiğit oyuncaklarından da anlar gibi konuştun be çorbacı?
—Anlamak ne kelime, piriyimdir o işlerin.
—Ya? ...
—Evet, istersem pireyi gözünden vurur, ’’Benim’’ diyen nişancıya ders veririm.
—Aman ne güzel!
—Karşımızdaki Albay nişancıbaşıdır Sinyor –gözünüzü açın- koskoca İtalyan Krallığının Nişancıbaşısı!
—Breh breh breh!
—Evet Sinyor, İtalya Krallığı’nın Nişancıbaşısıyım ben. Delil istiyorsanız, işte size göğsümdeki madalya!
—Tam aradığım ustayı buldum öyleyse. Hazır memleketinden kalkıp buralara gelmişken biraz nişancılık dersi ver bana, elini öpüp dua edeyim sana!
Sözünü bitirince 50–60 adım kadar uzaklaştı, cebinden bir çil çeyrek çıkarıp iki parmağının ucu ile tutarak havaya kaldırdı:
—At bakayım usta, tüfeğim orda.
Tehlikeli bir meydan okuyuştu bu. İtalyanın kör nişancılıktaki ustalığının derecesine göre Efe’nin parmaklarını, elini, hatta kolunu kaybetmesi işten bile değildi.
Fakat Yörük Ali Efe idi o, düşünemezdi bunları. Düşünseydi Yörük Ali Efe olamazdı. Karşıdan karşıya başladı. İtalyanı zorlamağa.

—Hadi be Usta, göster kendini!
—Gez-göz-arpacık, bum! Hadi!
—Marifetlerinden bir tanesini öğret, ne olursun!
—Anladım, çil çeyreğe nişan atmayı şanına yaraştıramıyor, hedefi çok büyük buluyorsun. Öyleyse çil metelik çıkarayım, ona at.
Dediğini yapıp kolunu havaya kaldırdı.
—At Usta!
İtalyan bu zorlamalar karşısında şaşaladı, bocaladı, dudaklarını yaladı, yutkundu, medet uman gözlerle arkadaşlarına baktı.
Sonunda şu mazereti ileri sürebildi.
—Teklifinizi kabul etmeyi şeref sayarım, ama ne yazık ki –az önce söylediğim gibi- silahınıza güvenim yok.
Efe hemen yanımıza gelerek meteliği İtalyan’a uzattı.
—Sen tut öyleyse!
Maksadı o idi zaten: Hedefi İtalyana tutturmak. Anlaşılıyordu ki Efemiz, bize eşkıya gözüyle bakan bu şımarık subayların adeta birbirini kovalayan terbiyesizce hareketlerinin acısını dirhem dirhem bu İtalyandan çıkaracaktı:
—Tut Usta tut! Vuramam diye mi korkuyorsun? Adam sen de, vuruncaya kadar atarım ben de! Maksat öğrenmek değil mi?
Mestan Efe ile makaraları koyuverdik. Amerikalı dahi durumun nezaketini unutarak bize katıldı. Palikarya tercüman bile bıyık altından bize gülüyordu. İtalyan
kendi dili ile düştüğü kurt kapanından kurtulmak için epeyce bocaladıktan sonra:
—Sinyor, diye kekeledi, vuracağınıza %99 eminim. Ama geride kalan %1 yok mu, işte o korkutuyor beni. Silah işi ne de olsa şeytan işidir, bakarsınız elinizin
titreyivereceği tutar.

O zaman nice olur benim halim?
Efe bu cevabı alınca cebinden bir avuç metelik çıkarıp Mestan Efe’ye uzattı:
—Al şunları Gardaş, ben vurdukça sen yenilerini tutarsın!
—Olur Efem.
Mestan gösterilen yerde durdu, iki parmağının ucu ile bir metelik tutarak kolunu havaya kaldırdı. Yörük Ali Efe silahını omzuna dayar dayamaz tüfek kütledi:
—Trink!
—Bir metelik daha!
—Trink!

—Bir metelik daha!
—Trink!
—Bir metelik daha!
—Trink!
İtalyan’ın iler-tutar tarafı kalmamıştı. Hele Amerikalı ile Palikaryanın ‘’Bravo Türk!’’ ‘’Bravo Efe!’’ diye bağrışmaları onu büsbütün güç duruma sokuyordu. Efe
silahını omzundan indirerek sordu:
—Yeter mi Usta? İstersen atışa tabanca ile devam edelim? Belinde taşımakta olduğuna göre ona güvenin vardır herhalde.
Tam bu sırada bahçe sahibi önümüze bir tepsi meyve getirdi; elma, armut, incir, ceviz…
Efe meyveleri görünce çocuk gibi sevindi. Boynunda alaca bir kefiye vardı, onu çekip bir ucunu İtalyan’a tutturarak daima yanında bulundurduğu bıyık makası ile kefiyeden ince ince dört tane şerit çıkardı. Sonra bunlardan her birini bir cevize dolayarak ağaçların dallarına astırdı. Son ceviz asılınca:
—Hadi Çorbacı, dedi, çıkar tabancanı, hedefler seni bekliyor.
İtalyan karşısındaki adamın ne kıratta bir nişancı olduğunu anlamıştı artık.
Ellerini ovuşturarak:
—Mazur görün beni Sinyor, dedi, bugün çok heyecanlıyım.
O zaman bizim Ağa ‘’Bismillah’’ deyip tabancasını çekti: Dan! Dan! Dan! Gidip baktık, cevizler sapasağlam yerde idi. Çünkü Efe hedefleri vurmaya tenezzül etmemiş, onları sallandıran şeritleri vurmuştu. Nişancılık bu kadar olurdu. ”İstersem pireyi gözünden vurur, Ben’im diyen nişancıya ders veririm” diye öğünen
nişancıbaşı sizlere ömürdü artık. Efe, gülümseyerek sordu.
—Nasıl buldun beni Usta? Yabana atılacak bir eşkıya değilim, değil mi? İtalyan büyük bir günahkâr edasiyle şöyle konuştu:
—Hayır, Efe, Siz eşkıya değil, dev bir kahramansınız. Bunca memleket gezdim, bunca nişancı ile tanıştım, inanın bana sizin gibisine rastlamadım. Biz sizi para ile satın alınabilecek bir eşkıya parçası sanmıştık, aldanmışız.
Göğsündeki nişancıbaşılık madalyasını çıkarıp Efe’ye uzattı:
—Buyurun şunu, bugünün hatırası olsun! Yemin ederim bu madalya ancak sizin göğsünüze yakışır.
Efe madalyayı itti:
—Alamam Usta, yazık olur sana.

—Neden?
—Söyletme beni, kabalığıma verirsin sonra.
—Vermem, söyleyin, vermem.
—Ne olur, ısrar etme!
—Tanrı aşkına söyleyin!
—Şeeeyyy… övünülecek bir o demir parçan var, onu da elinden alırsam ne ile
övüneceksin a benim Ustam?

Haber: Fatma YAZICI

Fotoğraflar: Cengiz TOPRAK

OLAY AYDIN




Bu haber 76220 defa okunmuştur.


FACEBOOK YORUM
Yorum

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER GÜNDEM Haberleri

YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
HAVA DURUMU
PUAN DURUMU
Takım O G M B A Y P AV
1 Galatasaray 34 20 5 9 72 36 69 +36
2 Medipol Başakşehir 34 19 5 10 49 22 67 +27
3 Beşiktaş 34 19 7 8 72 46 65 +26
4 Trabzonspor 34 18 7 9 64 46 63 +18
5 Yeni Malatyaspor 34 13 13 8 47 46 47 +1
6 Fenerbahçe 34 11 10 13 44 44 46 0
7 Antalyaspor 34 13 15 6 39 55 45 -16
8 Atiker Konyaspor 34 9 8 17 40 38 44 +2
9 Alanyaspor 34 12 14 8 37 43 44 -6
10 Kayserispor 34 10 13 11 35 50 41 -15
11 Çaykur Rizespor 34 9 11 14 48 50 41 -2
12 Sivasspor 34 10 13 11 49 54 41 -5
13 MKE Ankaragücü 34 11 16 7 38 53 40 -15
14 Kasımpaşa 34 11 17 6 53 62 39 -9
15 Göztepe 34 11 18 5 37 42 38 -5
16 Bursaspor 34 7 11 16 28 37 37 -9
17 BB Erzurumspor 34 8 15 11 36 43 35 -7
18 Akhisarspor 34 6 19 9 33 54 27 -21
Takım O G M B A Y P AV
1 Hatayspor 17 10 2 5 30 10 35
2 Gençlerbirliği 17 11 4 2 26 13 35
3 Denizlispor 17 9 2 6 33 12 33
4 Adana Demirspor 17 9 3 5 32 15 32
5 Altınordu 17 9 4 4 30 15 31
6 Ümraniyespor 17 9 5 3 25 17 30
7 Gazişehir Gaziantep FK 17 8 5 4 26 15 28
8 Boluspor 17 8 5 4 25 18 28
9 İstanbulspor 17 8 5 4 27 28 28
10 Balıkesirspor Baltok 17 8 6 3 26 23 27
11 Eskişehirspor 17 7 4 6 23 22 27
12 Altay 17 7 5 5 24 15 26
13 Osmanlıspor FK 17 8 7 2 22 19 26
14 Giresunspor 17 6 8 3 19 22 21
15 Adanaspor 17 3 8 6 21 25 15
16 Afjet Afyonspor 17 3 8 6 19 30 15
17 Elazığspor 17 3 10 4 19 28 13
18 Kardemir Karabükspor 17 0 14 3 7 43 3
Takım O G M B A Y P AV
1 Manisa BBSK 17 13 2 2 45 13 41
2 Fatih Karagümrük 17 13 2 2 35 15 41
3 Menemen Belediyespor 17 10 2 5 34 19 35
4 Tuzlaspor 17 10 4 3 36 14 33
5 Sivas Belediyespor 17 9 3 5 36 21 32
6 Etimesgut Belediyespor 17 8 3 6 24 13 30
7 Bandırmaspor 17 9 5 3 28 20 30
8 Tarsus İdman Yurdu 17 8 5 4 35 26 28
9 Pendikspor 17 7 3 7 30 22 28
10 Şanlıurfaspor 17 7 4 6 23 15 27
11 Kırklarelispor 17 7 4 6 22 17 27
12 Zonguldak Kömürspor 17 7 5 5 19 16 26
13 Kahramanmaraşspor 17 7 6 4 21 21 25
14 Konya Anadolu Selçukspor 17 5 5 7 28 32 22
15 Bak Spor 17 4 5 8 16 28 20
16 Fethiyespor 17 4 6 7 14 18 19
17 Tokatspor 17 5 9 3 15 20 18
18 Darıca Gençlerbirliği 17 3 11 3 13 36 12
Takım O G M B A Y P AV
1 Nazilli Belediyespor 16 10 0 6 35 14 36
2 Tire 1922 16 9 0 7 29 10 34
3 Hekimoğlu Trabzon 16 9 2 5 23 9 32
4 Nevşehir Belediyespor 16 7 2 7 30 16 28
5 Ergene Velimeşe 16 8 5 3 22 15 27
6 Karaköprü Belediyespor 16 8 5 3 25 19 27
7 Silivrispor 16 7 4 5 18 10 26
8 Artvin Hopaspor 16 6 3 7 17 13 25
9 Erzin Belediyespor 16 6 4 6 31 18 24
10 Erbaaspor 16 6 4 6 20 13 24
11 Şile Yıldızspor 16 7 7 2 32 24 23
12 Gebzespor 16 6 5 5 18 14 23
13 Yomraspor 16 5 4 7 20 17 22
14 Batman Petrolspor 16 6 6 4 15 17 22
15 Kozan Belediyespor 16 5 4 7 17 18 22
16 Büyükçekmece Tepecikspor 16 6 7 3 19 20 21
17 Körfez Spor Kulübü 16 1 12 3 9 37 6
Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım
Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım
Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım
Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım
HABER ARA
YUKARI YUKARI